Yağız Bey yazınızı okurken 10 yıl öncesine kadar sahip olduklarım ile bire bir aynı düşünceleri gördüm. Aradan geçen 10 yılda usulca ve sessizce bu düşüncelerim değişim gösterdi. Aslında benim girişimcilik hikayelerimin başlangıcı 15 yıl öcesine kadar gidiyor. Bu güne kadar ikisi resmi şirket olmak üzere üzerinde ciddi emek harcanmış 3 proje batarken kaptan köşkünde ya kaptandım ya da yardımcılardan birisiydim. Bunun dışında sanırım beş tane kadar, nispeten daha az emek harcanmış niş fikirlerimin yitip gittiğini gördüm. Ürettiğim ve çevremle paylaştığım proje sayısını bilmiyorum. Bu kadar arkaplan yeter :)

Atladığınız veya henüz karşılaşmadığınız için tecrübe etmediğiniz bir kaç nokta var. Girişimlerin çok büyük kısmında finansal kaynak üç aşamalı olarak elde edilir. Bunlardan ilki 3F denilen (Family, Friends, Fools) Türkçesi ile 3A (Aile, Arkadaşlar, Ahmaklar) kaynaktan toplanan kısıtlı ve çekirdek bütçedir. Genelde bu paranın amacı 3–6–12 ay kadar işin gözle görülür veya elle tutulur bir MVP (Minimum Valuable Product — Değerlendirilebilir Cüzi Ürün Örneği) çıkartılır. Bunu başarabilen girişim iki şeyi ispatlar; birincisi ortaya bir şey çıkartma kabiliyeti olduğunu, ikincisi bunu başarmak için en az düzeyde çevresini ikna edebilme beceresini. İşte bir önceki cümlemde kalın yaptığım iki unsur bir girişimcinin en temel yetenekleridir. Fikir ve ürün bunlar kadar değerli değildir. Çünkü bunlara sahip girişimci ikinci aşamada Melek Yatırımcıyı ikna edebilir.

Maalesef ülkemizde ilk aşamada sadece yazılı iş planı ile Melek Yatırım arayan çok fazla girişimci var. Hatta “ekosistemin” tamamına yakını bu hatalı yaklaşımdan müteşekkil diyebilirim. Öte yandan geriye kalan az sayıdaki MVP çıkartan girişimcilerin de büyük bir kısmı doğru bağlantıları kuramadıkları için doğru Melek Yatırımcılara değil, tüccarlara gidiyorlar. Silikon Vadisi’nin en önemli özelliklerinden birisi girişimcilerin ilk aşamayı iyi anlamış olması ve bu ikinci aşamadaki gerekli Melek Yatırımcıların çok bol olmasıdır.

Melek Yatırım alan girişim ise başarabiliyorsa MVP’yi sürdürülebilir, tekrarlanabilir ve kârlı bir iş modeline dönüştürme süreci içinde Risk Sermayesi alır. Ama ben bu konuya hiç girmeyeceğim ve ilk ile ikinci aşamaya geri döneceğim.

Uzun yıllardır medya sektöründeyim. Kaç tane girişimcilik konulu konferans, etkinlik içinde oldum sayısını bilmiyorum. Silikon Vadisine defalarca gittim. Dünyanın en iyi girişimcileri ve yatırımcıları ile röportajlar yaptım. Son üç yılda oldukça başarılı kabul edilen işlere de imza attım (keşke kendi adıma olsaydı ama başkalarının sermayesine fikrimi ve hizmetimi satmayı tercih ettim.) Bunları övünmek için değil çok taze bir olayı anlatmak için belirtiyorum.

İki yıl önce bir kaç genç bir girişimcilik konferansındaki konuşmamdan sonra yanıma gelerek bir fikir paylaştılar. Fikir içinde bulunduğum medya sektörü ile alakalı olduğu için ilgimi çekti ve arkadaşlara mentorluk (akıldaşlık) yaparak süreci başlattım. İş Modeli Çerçevesi belirlendi, Müşteriyle Geliştirme süreci başlatıldı, hatta MVP bile oluşturuldu. 3F kapsamında gerekli minimum kaynağı da bulduk. Daha sonra arkadaşları aldım sadece Türkiye’de değil küresel anlamda da tanınmış bir yatırımcıya götürdüm. Her şey mükemmeldi. Yatırımcı şunu söyledi: “Ahmet sen arkadaşlara yol göstermişsin, süreç başlamış ortada bir MVP’de var. Sana güveniyorum, bağlantıların sağlam, tecrüben var ve her şey güzel görünüyor. Peki, sen ve ben bu projeyi birlikte yapsak bize engel olacak ne var?” Bunu söylerken girişimci arkadaş masada yanımızda. “Ama bizim buna zamanımız yok. Bu işin başında kim duracak? Duracak kişi gerçekten bu işi yönetebilecek mi?

Bu kısa tecrübedeki gizli ders şu; Fikir var, iş var ama ekipte sorun var. Sorun hayatı yeni öğrenen heyecanlı gençlerde değil. Doğrudan bende. Mevcut işimi terkedip bu projenin başına geçmeye hazır mıyım? Aslında bildiğim ve bir kez daha çok iyi anladığım bir nokta fiilen karşıma çıkmış oldu. Fikrin kendisinden çok “ekip ve kabiliyet” benim açımdan ise “adanmışlık ile risk almak” öne çıktı. Benim kariyer planımda almadığım bir riski bir başkası kendi parası ile neden alsın ki?

Kabiliyet genelde toplumumuzda kime sorsan çok bol bulunan bir kaynak! Öte yandan ekip olma noktasında cidden sorunlarımız var. 3F meselesini bilmeyen ve sadece elinde iş planı ile yatırımcıdan para alınca işlerin kendiliğinden yürüyeceğini düşünen bir girişimci çoğunluğu var. Yatırımcılarsa ellerindeki fonları yatıracak yeterli fikir bulamadıklarından yakınıyorlar. Bakın bu son cümleyi tekrar okuyun lütfen.

Yazı uzamış :) Üç sene önce Türkçe çevirisini yaptığım Steve Blank ve Bob Dorf’un “Girişimci’nin El Kitabı” isimli kaynağını mutlaka her girişimci okumalı. Hatta ben elimde ciddi bir fon olsa ve girişimciler kapımda sıra olsa bu kitaptan yapacağım imtihanı geçemeyeni direkt elerim. Ama kitabın ilk kısmında göreceğiniz bir uyarı var; “Bu bir hafta sonu okunup ilham alınacak bir kitap değildir.” Yani orada anlatılan metodolojiyi bir yaşam biçimine dönüştürmelisiniz.

Merak etmeyin, Türkiye’de hâlâ tüm iyi fikirler ve adanmış girişimciler için gerekli olandan fazla “gerçek” kaynağın olduğu bir ülke. Eğer kendisine girişimci diyen bir grup yazdığı iş planı ile bir tüccarın önüne gidip yatırım istiyorsa maalesef o arkaşların şansı sıfır. Gerçek bir girişimci etrafındakileri heyecanına ortak edip harekete geçirebilir. Webrazzi veya gözüne kestirdiği bir mecradaki bir yazarın gerekiyorsa kapısında yatıp ona ulaşır ve 10 dakikasını çalıp işini anlatarak haber yazdırabilir. Eğer bunu yapamıyorsa kusura bakmayın ama hiç bir aklı başında, tecrübeli Melek Yatırımcı karşısında çok şansı yok. Şöyle düşünün; Bu gün iş fikrinin gelişimi için kendisine ihtiyaç duyduğu herhangi bir kişiyi (bakın tanım alanını çok genişlettim) ikna edemeyen kişinin Melek Yatırımcıyı ikna edemediği için şikayet etme hakkı sizce var mı?

Umarım kendi kaybettiğim 10–15 yıllık sürece dair bu uzun yazıda biraz tecrübelerimi anlatabilmişimdir. Bu deneyimi ne kadar hızlı yayar ve paylaşırsak kaybettiğimiz yıllar o denli hızlı azalır ve günün sonunda üstümüze basan birileri bayrağı elbette tepeye diker (mümkünse Spotify’dan arka planda The Rock Soundtrack’i açıp son cümleyi öyle okuyun :))

Kaynağından alıcısına bilgi ulaştıran kişi. Faydalı ve güncel, içerik üreticisi.

Kaynağından alıcısına bilgi ulaştıran kişi. Faydalı ve güncel, içerik üreticisi.