Deve Dikeni (Silymarin Marianum)

Kalp Krizi, Stent Operasyonu, Bypass Ameliyatı, Karaciğer Yağlanması: Tecrübeler, dikkat etmeniz gerekenler ve yaşantımıza ince ayar

Başlık tam bir SEO cehennemi oldu ama pek çok insanın faydalanabileceğini düşündüğüm bu içeriği farklı ve kısa bir başlık ile harcamak istemedim. Belki ileri de değiştiririm. Başlıkta gördüğünüz her şey ile alakalı faydalı bilgiler paylaşacağım. Önce bu yazının ortaya çıkmasını sağlayan kişisel hikayelerim ile başlıyorum. Uzun bir yazı, okuyanlar için umarım faydalı olur.

2007 yılının Ocak ayı gibi elimde iyileşmeyen bir lezyon için doktora gittim. Bu deri lezyonu denen şeyler basit şekilde derinin pütürlenmesinden başlayarak Japon korku filminden sahnelere benzer durumlara kadar pek çok farklı türe sahip. Benim durumum da sorun oldukça basit bir seviyedeydi ama yine de rahatsız ediyordu.

Tahlil filan derken bende Birinci Seviye Karaciğer Yağlanması çıktı. Doktor: “Yaşın genç, kilo ver toparlarsın” dedi, ben de “altı ay sonra askere gideceğim orada kilo veririm” şeklinde cevap verdim. Bunun diyalog üzerine doktor “seni bu şekilde askere almazlar” deyince benim için 2010 yılına kadar sürecek ve askeri hastane kapılarında geçen bir macera başladı. Bu ayrı bir hikaye ama nihayetinde karaciğerime yapılan biyopsi ile “askere elverişli değildir” raporu almama kadar uzanan bu macerada “askerliğimi yapabilmiş olsaydım daha mı iyi olurdu acaba” diye zaman zaman düşünüyorum zira 6 aylık askerliği bana, 3 seneyi aşkın süre boyunca, askeri hastaneler ve askerlik şubelerinde fazlasıyla yaptırdılar. Neyse konumuz bu değil, konumuz karaciğer yağlanması.

Geleneksel olarak ülkemizde Türk erkeği için karaciğer yağlanması standart sayılabilecek donanımsal bir durum. Özellikle yediğimiz içtiğimiz neredeyse her şeyin işlenmiş olması bu durumu normalleştiriyor. Ancak benim durumumda karaciğer yağlanması milletimize özgü geleneksel şekilden biraz daha ileri bir durumda karşımıza çıkıyor. Benim gibi olanlar için karaciğer enzim değerleri normal limitlerin 2 hatta 3 katı seviyelerde seyrediyor. Bu durum efor sarfettiğimiz tüm süreçlerde (yüzmek, koşmak, merdiven çıkmak ve benzeri) hızlı şekilde güç kaybı ve nefes darlığı gibi berbat bir sonuç doğuruyor.

Bu dönemlerimde değerli arkadaşım ve büyüğüm Gökhan Sönmez bir yazı kaleme almış ve kendisi ile yaptığımız konuşmalarda bana bazı takviye sağlık ürünleri önermişti. Gökhan‘ın önerdiği takviyelerden yazımın en sonunda bahsedeceğim (yazının esas bonusu) ve yazısına ait linki de paylaşacağım ama şimdilik mevcut durumu anlatmaya devam etmeliyim.

Erken yaşlarda çok kafaya takmadığınız karaciğer yağlanması eğer yeterince ilgilenmezseniz ileride başınıza ciddi işler açabilecek bir erken uyarı aslında. Ben şu anda ciddi şekilde Ürtiker (halk arasındaki adıyla Kurdeşen) belasıyla boğuşuyorum ve temelinde yatan neden yine karaciğer yağlanması. Neyse ki artık biraz akıllandım ve daha dikkatliyim. Eğer tüm uyarılara rağmen önlem almazsanız Siroz gibi bir bela başınıza musallat olabilir, sonrası ise acılı ve hastanelerde geçen bir ömür tüketme süreci aslında. Allah kimseye vermesin.

Şimdi ikinci hikayemize geçiyoruz.

Yaklaşık 7 ay önce babamın kalp krizi geçirdiğini öğrendik. İnsan kalp krizi geçirdiğini nasıl anlamaz ve sonradan öğrenir? Şeker hastalarında hafif kalp krizleri anlaşılmayabiliyor.

Çok önemli bir bilgi not alın ve unutmayın: Büyük veya küçük her kalp krizi kalp üzerinde kalıcı olumsuz etkiler bırakıyor.

Kalp krizlerinin en önemli etkenlerinin başında damar tıkanıklığı geliyor. Özellikle 40 yaşından sonraki yaşam şekliniz bu süreci hızlandırabilir. Babam hayatında sigara içmemiş, ağzına alkolün damlasını koymamış, makul şekilde yemek yiyen ve kalp krizi öncesine kadar halk pazarından her iki elinde karpuz, kavun, Allah ne verdiyse yüklenip gelen bir insandı. Kalp krizinden sonra bunların hepsi son buldu.

İlk kalp krizi babama uykusuzluk, gıcık şeklinde öksürük ve hafif halsizlik şeklinde geldi. Şüpheler üzerine kan tahlili ile durumu öğrendik. Hemen ardından yapılan ilk işlem anjiyo oldu. Anjiyo’da uygun bir damardan vücuda özel bir ilaç veriliyor ve ardından röntgen benzeri bir cihazla kalbin ve damarlarının çalışırken durumu tespit ediliyor. Aşağıdaki kısa video bu görüntülerden birisine ait.

Elde edilen sonuçlara göre babamın ana damarlarından birisi tıkanmıştı. Yaş ilerledikçe pek çok insanda kalp damarları tıkanabiliyormuş ancak kalbin yan damarları gelişerek bu eksiği kısmen giderebiliyormuş. Yani insan biyolojisi kendi içinde yedeklerini içeren bir yapıya sahip. Babamın durumundaysa yan damar da yüzde 80 oranında tıkanmıştı ve diğer damarlar da daralmalar vardı. İşte bu sebeple bir kalp krizi tetiklenmiş.

Anjiyo sonrasında babamın Bypass olması gerektiğini söylediler. O hastane senin, bu hastane benim diyerek baya bir koşturduk zira amacımız 75 yaşında babamın Bypass ameliyatına girmeden bu işten kurtulmasını sağlamaktı.

Koşuşturmalarımız bizi kalp konusunda oldukça tanınmış bir özel hasteneye götürdü. Burada ilk operasyon olarak Bypass’a gerek bırakmadan tıkalı damarları açmayı veya damara Stent takmayı deneyecekleri bir anjiyo işlemini devreye aldılar.

Yeri geldi Stent’in ne olduğunu da anlatayım. İncecik bir telin ucunda minik bir baloncuk var. Hani AVM’lerde uzun ince bir balonu şişirip köpek filan yapıyorlar ya onun miniciğini düşünün. Bu baloncuğun çevresinde ise file gibi örgülü ama kendi içine katlı bir parça daha var. İnce telle damar boyunca ilerleyip tıkalı noktaya gelindiğinde baloncuk şişiriliyor, bu file gibi parça genişleyerek damarı açıyor ancak tekrardan kendi içine kapanmıyor. Bu yöntemle damara bir takviye yapılarak açılması sağlanıyor. Google’dan tırtıkladığım görsel yeterince açıklayıcı.

Babamın işlemi başladı ancak kısa sürdü. Bu minik müdahaleden sonra Profesör Doktor Bey bize bu işlemin riskli olduğunu ve Bypass’ın doğru yol olduğunu belirtti. Bypass ameliyatına razı geldik.

Babam ve biz, hem fiilen hem de psikolojik olarak ameliyata hazırlandık. Artık gelip babamı alıp götürecekler diye beklerken ameliyatı yapacak doktor odaya geldi ve babamın EKG sonuçlarını detaylı inceleyince kalbin bir bölümünün fibrosis yaptığını, yani kısmen hücrelerin fonksiyonunu kaybettiğini, belirtti. “Bu durumda Bypass fayda sağlamaz, size Talyum testi yaparak kalbin canlılığına bakmamız lazım” dedi.

Yine yeri geldi anlatalım Bypass temel olarak vücudun başka bir yerinden alınan bir damar ile kalbin tıkanan damarına bir yan yol eklemek. Artık neredeyse standart bir ameliyata dönüşmüş, “hemen hallederiz abi” modunda anlatıyorlar.

Talyum testi damardan vücuda kısmen radyoaktif bir madde verilerek kalbin ve damarlarının detaylı görüntülenmesini sağlayan farklı bir yöntem.

Bir kaç gün sonra babama Talyum testi uyguladılar. Test sonucunda elde edilen verilere göre durumun düşündükleri kadar kötü olmadığını ama anjiyo ile işlem yapmanın artık daha az riskli olduğunu belirttiler.

Babam da bir doktor ama ömrü Biyokimya Labratuvarında geçmiş. Biz bu risk işlerini bu süreçlerde öğrendik. İşin ucunda anjiyo, bypass filan olunca doktorların ifadeleri risk yüzdeleri üzerinden ilerliyor.

- Anjiyo’nun riski yüzde 5…
- Ooo, baktık şimdi anjiyo risk yüzde 40 oldu, Bypass’ın riski yüzde 30 onu yapalım…
- Üüüü, Bypass riski yüzde 60 oldu, bu durumda yüzde 40 riskli anjiyoyu yapalım…

Biz de emme basma tulumba gibi başımızı sallayıp, acımızı içimize gömüp, her defasında hastanenin ödeme odasında kartımızla binlerce lirayı bayılıyoruz.

Babam 10 gün içinde üçüncü kez anjiyo işlemine girdi ve bir saatlik uğraş sonucunda yine sonuç alamadık. Ne damar açılabildi ne de stent takılabildi. Hadi bakalım tekrar Bypass’a döndük.

Tüm bu sürecin hem hasta hem de bizim için ne kadar stressli ve zor geçtiğini sadece yaşayan bilir. Özel hastane de her operasyon için ödemeleri peşin yaptığımız ve vazgeçildiğinde iade aldığımız süreçte, üç ordan beş buradan nihayetinde iyi para harcadık ama sonuçta elde var sıfır noktasındaydık. Bu süreçte insanın gözü para filan görmüyor, “evi arabayı satalım” desen gidecek.

Derken bir akrabamız vasıtası ile Türkiye’nin en ünlü kalp doktoruna yolumuz düştü. İsim vermeyeceğim, tıp dünyasında kişisel değerlendirmelerin pek anlamı yok. Öte yandan bu doktorun bize anlattığı hikaye bizi kalp hastalıklarının nirvanasına taşıdı: Efendim kalp balon yapmışmış da bir kenarını kesip orayı yamayarak daha küçük ama güçlü bir kalp dikilecekmiş de… Tabi bunlar anlatılırken “evi, arabayı sat sonra da gece yollarda işe çık” noktasını az çok sezebildiğim için bu sefer bu gazları yemedim.

Babam bu süreçte sürekli olarak “ben iyiyim, nefes sorunum yok, darlığım yok, gücüm yerinde” bilgilerini verdi durdu. Bunca şeyden sonra kafamızın tası da attığı için “bir süre dinlenelim” dedik ve normal yaşantımıza geri döndük. Tam bu dönemde dedem yataktan düşüp kalça kemiğini kırınca babam unutuldu. Dedimin vefatına dek geçen süre oldukça yorucuydu, dedem vefat ettikten yaklaşık 10 gün sonra babam ikinci krizini geçirdi.

Daha önce Bypass ameliyatı geçiren bir aile dostumuzun yönlendirmesi ile bu sefer Haseki hastanesine gittik. Babama derhal ve yeniden anjiyo yaptılar. Durum pek parlak gözükmüyordu; daha önce yüzde 80 tıkalı olan yan damar tümüyle kapanmıştı. Kalp, iki krizden sonra yüzde 20 performans ile çalışır hale gerilemişti (kalp yetmezliği dedikleri durum) ve babam artık konuşurken bile zorlanıyordu, nefes almak için oksijen tüpüyle destek oluyorduk. Bizim için yıkıcı bir süreç oldu.

Tekrar Talyum testi ile kalbin canlılık durumuna baktılar. Kalp Bypass ameliyatını atlatamayacak kadar zayıflamıştı. Neden? Çünkü bu ameliyatta kalp durdurulup işlem yapılıyor ve ameliyat bitince kalp tekrar çalıştırılıyor ama kalp zayıfladığı için hastanın masada kalma riski (ölmek yani) çok yüksek.

Dehşete düştük desek yeridir, nihayetinde babama anjiyo ile damar açma ve stent operasyonunu uygun gördüler ama yine de risk çok yüksekti.

Size bu son operasyon süresince yaşadıklarımı kelimeler ile anlatamam. Başarabilsem kesin Nobel Edebiyatı alırım. Sadece yaşayanlar bilir… Son operasyon başarılı geçti. Tümüyle kapanan yan damar açılarak stent takıldı. Babam bir gece yoğun bakımda kaldı ve artık çok daha dikkatli olduğumuz bir sürece girdik.

Bence babamın ilk krizinden sonra gittiğimiz özel hastanede bize kalbin bir bölümünün fibroz yaptığını söylerlerken gerçekten vermeleri gereken bilgiyi tam vermediler. Kalbin bir bölümü değil tamamında güç kaybı vardı ve bu yüzden Bypass olması zaten tehlikeliydi. Ancak süreç boyunca yapılabilecek tüm müdahaleler ayrı ayrı uygulandı. Özel hastanenin bizden aldığı ücretler dışında devletten de tahsilatlar yaptığını biliyoruz. Eğer biz oradan ayrılmasak belki de babam Bypass denemesi ile sonuçlanan süreçte hayatını kaybetmiş olabilirdi. Hastaneye giren çıkan bir şey yok, her işlemden önce sizden hem mesuliyeti üstlendiğinize dair bir imza ve kredi kartınızın PIN numarasını alıyorlar nasıl olsa.

Bunların hiç birini hastaneleri ve doktorları suçlamak için yazmıyorum ama bende bıraktığı izlenimler bütünüyle anlattığım gibi. Ümitsizlik içinde umut ışığı ver, işleme sok, parasını al, devam et…

İkinci kriz babama çok zarar verdi. İkinci krizden bile sonra bütünüyle kapanan damara stent takarak açabildiler. Oysa bu işlem ilk seferinde de daha rahatlıkla ve daha az riskle yapılabilirdi. Ama yapılmadı! Eğer yapılsaydı babam bu kadar güç kaybetmemiş ve hayatına daha normal şartlar altında devam edebilecekti. Mevcut duruma şükrediyoruz ama eğer kasten yapılan hatalar varsa da Allah’a havale ettik zira hastane ve doktorun hiç bir risk almadığı, hasta ve yakınlarının tüm olası tehlikelere imza atarak kadere rıza gösterdiği ve denetlenmesi imkansız bir sistem söz konusu.

Devlet hastanesinde de yapılan operasyon sonrasında da 4.000 TL +KDV şeklinde özel bir firmanın kestiği fatura ile yüzleştik. Bu konuda baştan bilgi verilmişti, operasyon esnasında devletin karşılamadığı bazı yüksek kaliteli ve farklı ekipmanlar kullanılıyor. Yani paranız yoksa ve babamın durumunda iseniz hayatınızın değeri takribi 4.000 TL + KDV ediyor.

Son 15 yıldır sağlık konusunda Türkiye’de çok şeyin değiştiğini bizzat şahit olduğum için biliyorum ve olumlu yöndeki gelişmeleri inkar edemem ama eğrileri konuşmazsak daha iyiye gidemeyiz bu yüzden yazmaktan beis duymuyorum. Ülkedeki bu durumu ve hükümeti de suçlamak için bu yazdıklarımı fırsat bilenler de çok sevinmesinler zira aynı operasyonu ABD’de olsak 4 bin TL ile değil 40 bin dolar ile hastaneden zor çıkardık. Neyse mesele bunlar değil, devam edelim.

Yaşam ve Alınması Gereken Önlemler

Şimdi bu ara başlık kocaman yazıldı zira bu dertlere düştükten sonra aldığınız bazı önlemler sadece durumu idare ediyor. Oysa daha iyi olmak ve bu durumlara hiç düşmemek elimizde. Nasıl mı işte şöyle;

İnsan vücudu takribi 40 yaşından itibaren bir gerileme sürecine giriyor. Eğer benim gibi karaciğer yağlanması tarzı kronik problemleriniz varsa bu süreç hızlanabilir veya daha ağır geçebilir.

İlk olarak neredeyse sıfır maliyetle alınabilecek bazı önlemler var. Sırasıyla bakalım;

Yaşınız ve durumunuz ne olursa olsun kesinlikle aşırı kilolardan kurtulmak bir mecburiyet. Söylemek kolay ama yapmak gerçekten zor. Yazımızın konusu diyet olmadığı için bu konuda detaylara girmeyeceğim ama iyi bir diyetisyen kontrolünde yeme ve içme alışkanlıklarının düzene girmesi gerçekten büyük önem taşıyor. Sadece yüksek ve aşırı kiloya bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkların haddi hesabı yok. Memleketin kilo meselesi çözülecek olsa hastaneler boşalır inanın.

Su için!
Hayatınızın en önemli parçası su içmek olmalı. Güne su içerek başlamak, gün içinde en az iki litre su tüketmek. Biliyorum her yerde okudunuz ama bu gerçekten çok önemli. Lütfen kulak ardı etmeyin. Ama su içmenin de bazı sihirli dokunuşları var.

Her akşam yatmadan önce bir bardak suya bir ceviz içi atıyor, sabah uyadığınızda bunu hüpletip cevizi de yiyorsunuz. Bu sihirli işi her sabah düzenli yapmalısınız. Ama bitmedi, şimdi bu iksiri daha da güçlendireceğiz.

Mucize Sıvı: Elma Sirkesi
Elma Sirkesi’nin mucizevi yönünü bir tarafımdan sallamıyorum. İstisnasız bunu en deneyimli profesörler dahil pek çok kişiden duydum. Doğal bir damar açıcı, enerji ateşleyici… Yapmanız gereken şu: cevizli suyumuza her sabah bir tatlı kaşığı, vücut alışınca bir çorba kaşığı, doğal ve katkısız elma sirkesi katarak içmek.

Karaciğer yağlanmasına karşı en güzel önlem Enginar yemek. Eğer böyle bir sorununuz yoksa bile düzenli olarak Enginar yemenin faydası büyük.

Bitkisel şifacıbaşı olmadığım için ahkam kesmeyeceğim ve açıkçası bu konuyu istismar eden pek çok şarlatan televizyon kanallarında sabah akşam konuştuğu için de çok tepkiliyim. Ancak bizzat test ettiğim için yazıyorum; Enginar karaciğere en dost harika gıdalardan bir tanesi. Pek ucuz olduğu söylenemez ve her mevsim taze bulmak mümkün değil. En guzelini bulsanız bile pişiren kişi yöntemini bilmiyorsa Enginar yemek bir işkenceye dönüşebilir. Bu sorunları kendiniz aşın ve her ay 2–3 adet Enginar yemeye dikkat edin.

Kişisel olarak tecrübe ettiğim bir diğer tespit ise Cola ve türevi tüm içeceklerin karaciğerin canını okuduğu. Ne zaman bu tarz içecekler içsem sırtımda ve kollarımda bol miktarda ergenlik sivilcelerinden hallice döküntüler baş gösteriyor bu yüzden tanınmış yerli gazoz markalarını (abartmadan) tercih ediyorum ama daha iyisi soda tüketmek. Elbette bunu da abartmamak lazım, en iyisi bol su içmek.

Ayrıca karaciğer yağlanmasında bir diğer önemli kür; günde bir defa, saplarıyla birlikte blenderdan geçirilmiş 7–8 tane maydanozu, bir limonun suyu ile karıştırıp, bunu da insani bir hale getirmek için meyve veya normal su ilave ederek, içmek.

Keşke yapmak, yazmak kadar zor olmasa. Ama 50–60 yaşınıza geldiğinizde pişman olmaktansa bu doğal bileşenleri tüketmiş olmanın faydası büyük olabilir. Eğer faydası olmayacaksa bile emin olun hiç bir zararı olmaz zira hepsi doğal şeyler. Üstelik bu süreçlere uymak hayatı düzene sokacak bir disiplin sağlayacaktır. İnanıp inanmamak size kalmış. Ancak her şeyin kararında yapılması önemli, damar açacak diye sirkeye abanıp midenizi haşat edebilirsiniz!

Karaciğer dostu bir diğer doğal bitki Deve Dikeni. Aktarlarda satılıyor. Toz şeklinde, günde toplam bir çay kaşığını aşmayacak miktarda tüketilebilir. Hap şeklinde de satılıyor ama açıkçası ben referanslı olmayan hiç bir şeye güvenemiyorum. Güvenilir, hazır bir hapı aşağıda paylaşacağım ama Türkiye’de satışı maalesef yok.

Anlattıklarımdan deve dikeni ve enginarı düzenli şekilde tükettiğim bir dönem karaciğer enzim değerlerim tam olarak normal aralığa kadar gerilediler. Elbette kilo vermek ve sağlıklı beslenme de önemli. Sonra yine yeme içmeye koyverince eski sağlıksız günlerime geri döndüm.

Vücudun Önemli Bir Enerji Kaynağı: Co-Q10
Co-Q10 (ko enzim kû ten şeklinde telaffuz ediliyor) normal şartlar altında insan vücudunda yediğimiz besinlerden sentezlenen bir enzim. Bu enzim hücrelerin lokomotifi mitokondri tarafından, motoru ateşlemek için, kullanılıyor. Ancak Takribi 40 yaşından sonra beden bu enzimi giderek azalan şekilde üretiyor ve hücrelerde yaşanan enerji kaybı çöküşü başlatıyor. Biz buna ihtiyarlık da diyoruz. Elbette ihtiyarlığın tek kaynağı ve sebebi bu enzimin azalması değil ama önemli unsurlardan birisi bu enzim.

Sağlık ve yaşam uzmanları 40'lı yaşlardan sonra bu enzimin takviye şeklinde günde 200 mg kadar tüketilmesini öneriyor. İster tek hap, ister sabah akşam 100 mg şeklinde iki hap olarak içmekte fayda var.

Maalesef Co-Q10 takviyesi ülkemizde acayip rakamlara satılıyor. 200 mg büyüklüğünde 30 hap içeren kutunun fiyatı 140 TL. Aynı kutu Amazon.com’da 10 dolar yani 40 TL. Pek çok yerde sordum ve soruşturdum 200 TL’ye kadar fiyat geçirmeye çalışanlar var. Ürünün fiyatına değil fırsatçılara tepki gösteriyorum. Ben bu tarz takviyelerin hepsini Amazon.com’dan almaya başladım. Maalesef Türkiye’ye göndermiyorlar, mutlaka gidip gelen birine ısmarlamanız veya kendiniz gittiğinizde almanız lazım. Mesleğim gereği hem kendim hem de dostlarım çok seyahat ettiği için ufak bir iki kutu getirmek sorun olmuyor.

Mucize Vitamin C: hani genellikle turunçgillerden vücuda aldığımız vitamin. Her yerde hapları, şurupları var. Öyle ki artık portakal suyu satmayanları dövüyorlar, %100 portakal suyu diye marketlerde filan satılan kutulardan alıp bol bol içmeye çalışıyoruz. C vitaminin detayları ile alakalı burada ahkam kesmeyeceğim yazı zaten bir insan evladının okuyabileceği formattan giderek uzaklaşıyor :/ Bunları başka bir yerde okuyun ama benim size kötü bir haberim var bu doğal yollardan almaya çalıştığınız C vitamini maalesef düşündüğünüz kadar etkili değil. İşte sebebi:

İnsan hücrelerinin çevresi yağ tabakası ile kaplı (detayları bilmiyorum) ve C vitamini molekülleri bu tabakadan kolayca geçemiyor. Vücuda aldığınız her 100 birim C vitaminin yüzde 90'dan fazlası vücutta kullanılamadan atılıyor. İçtiğimiz portakal suyunu 10'a katlayalım desek bu da fayda etmiyor zira başka problemler ortaya çıkıyor. Ancak bunu aşmanın bir yolunu elin gavuru çalışıp bulmuş.

Nano Yağ Kaplamaya Merhaba Deyin!
ABD’li bir firma olan LiveOn Labs, C vitamini moleküllerini nano yağ parçacıkları ile kaplamanın bir yolunu bulmuş. Böylece günde 5 litre portakal suyu içmeden vücudunuzun ihtiyaç duyduğu tüm C vitamini tek seferde almanız mümkün hale geliyor.

Geliştirilen ürün iğrenç bir tada sahip ve içmenin yolu ironik şekilde bu ürünü portakal suyu ile karıştırmaktan geçiyor. Yağ molekülleri ile kaplı C vitamini molekülleri kolayca hücre zarından içeri girebiliyor ve hedefi 12'den vuruyor. Peki, nereden bulacağız biz bunu? Cevabı yazının sonundaki derlemede.

Derliyorum: Cüzdanınızı Sağlıklı Yaşama Hazırlayın!

Burada paylaştıklarım kişisel deneyimler ve biriken tecrübelerden müteşekkil sevgili okuyucular. Her durum herkese uymadığı gibi her çözüm herkese gitmeyebilir. Lütfen bunu göz ardı etmeyin.

Kural 1: Kendinize bakın. Siz bakmazsanız bir gün kendinize bakamayacak duruma düşebilirsiniz.

Kural 2: Kural 1 her zaman işe yaramıyor bu yüzden belirli bir yaştan sonra bazı şeyleri düzenli hale getirmek lazım.

Kural 3: Her gece yatmadan önce bir bardak suya bir ceviz içi atılacak. Sabah ilk iş bu suya bir tatlı kaşığı (tadına alıştıktan sonra bir çorba kaşığı) hakiki elma sirkesi katılarak içilecek.

Karaciğer Yağlanması Reçetesi
Günde bir kere sapları ike blenderdan geçirilmiş 7–8 adet maydanoz, bir limonun suyu ile karıştırılıp ekstra meyve suyu ile filan içilebilir hale getirilip gözler yumularak diklenecek.

Her gün düzenli şekilde deve dikeni hapı içilecek. Sizi tam bu noktada Türkiye’de ürünleri bulunmayan harika firma Jarrow Formulas ile tanıştırmak istiyorum. Sitesini sonra gezin zira saatlerinizi gömebilirsiniz. Pek çok harika ürüne sahipler ve tavsiyelerimin çoğu bu ürünler üzerinden olacak. Bana inanmayanlar Amazon.com’da Jarrow ürün değerlendirmelerine göz atabilirler.

Not: Aşağıdaki tüm Amazon linkleri affiliate hesabı ile oluşturuldu. Burada amacım para kazanmak değil, bu linklerin ne kadar tıklandığını Amazon hesabım üzerinden takip etmek. Oluşursa tüm gelirleri bir STK’ya bağışlayıp burada bildireceğim.

Güncelleme: Linklere tıklayanlar var ama satın alanlar yok, Allah kimseyi muhtaç etmesin zaten. Ayrıca görseller çok büyük olduğu için kaldırdım.

Jarrow Formulas Milk Thistle (Silymarin Marianum): Karaciğer yağlanması ve genel olarak karaciğer problemleri için almanız gereken ürün bu. Bildiğiniz hakiki Deve Dikeni. Toz haline getirilmiş, paketlenmiş. Günde üç taneye kadar içilebiliyor.

Karaciğer için çok faydalı olan diğer Jarrow ürünü takviyeler ise şöyle, lütfen detaylarını kendiniz araştırın, hepsinin ciddi faydaları var ve bunlar ilaç değil.

Jarrow Formulas Reduced Glutathione: Sadece karaciğer için değil hücrelerin de sağlıklı kalması için tüketilen bir takviye.

Jarrow Formulas N-A-C Sustain: Yine karaciğer için başta olmak üzere hücre sağlığı için gerekli bir takviye.

40'lı yaşlardan sonra mutlaka düzenli şekilde alınması tavsiye edilen, çok büyük faydaları bulunan Co-Q10'i hayatınıza sokmalısınız. Bizzat ben kullandım, babam artık kullanıyor ve ilk bir haftada farkı kendiniz görüyorsunuz. Cildiniz bile daha parlak ve sağlıklı görünmeye başlıyor. Amazon’daki puan ortalamasına ve yorumlara bakarsanız gerçekten devrimsel bir takviye olduğunu kendiniz de göreceksiniz.

Jarrow Formulas Ubiquinol QH-Absorb: Yukarıda anlattık işte detaylarını. Bizzat test edilmiş Co-Q10. Sabah ve akşam günde en fazla 200 mg tüketilmeli.

Jarrow Formulas Pyrroloquinoline Quinone: Yine Co-Q10 gibi mitokondriye bağlı enerji sorunlarını takviye etmek için lazım. Özellikle kalp fonksiyonlarını güçlendirmek için tavsiye ediliyor.

Jarrow Formulas Acetyl L-Carnitine 500 mg: Müthiş bir etkiye sahip özellikle beyin fonksiyonları için etkileri süper.

Jarrow Formulas Alpha Lipoic Sustain: Başarılı bir Antioksidan ve aynı zamanca Co-Q10 gibi takviyelerin vücutta emilimini ve etkisini güçlendiriyor.

En müthiş etkili ürünü en sona bıraktım. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. Hafif bir kırgınlık mı var bu üründen bir tane hüpletiyorsunuz zımba oluyorsunuz, güne yorgun mu kalkıyorsunuz bir tane hüpletip süpermene dönüşüyorsunuz. Şaka yapmıyorum! Gökhan’ın yazısını da paylaşmanın zamanı geldi. Buraya tıklayıp, bu yazı bittikten sonra okuyun lütfen. Bu ürün ile kansere karşı savaşanlar bile olduğu söyleniyor ancak ben beklentileri yükseltmek ve gereksiz ümit tacirliği yapmak istemem. Maalesef her güzel şeyin bir bedeli var bu ürünün ABD fiyatı bile pek ucuz değil.

LiveOn Labs: Lypo-Spheric Vitamin C

Sonuç

Değerli okuyucu bu noktaya kadar ulaştıysan tebrikler. Bölüm sonu canavarlarının en sonuncusunu buradan anlatacağım. Paylaştığım takviye ürünlerin hiç biri Türkiye’de yok. Özellikle C vitaminini üreten firma LiveOn Labs ABD’de bile pazarın talebine yetişmekte güçlük çekiyordu ve Avrupa pazarına yeni girdiler sayılır. Bu yüzden bu firmanın ülkemize gelmek gibi bir düşüncesi yok. Ancak kullandıkları teknoloji doğru AR-GE ile geliştirilebilir. Türkiye’deki firmalar ve girişimciler bu danışmanlığın değerini bilsin ;)

Jarrow Formulas firmasının derdini bilmiyorum ancak yine Türkiye’de yoklar. Sitelerine girip bir göz atın ve bu ürünlerin Amazon’daki ürün sayfalarındaki yorumları bir okuyun. Neden ülkemizde böyle kaliteli işler yok anlamakta güçlük çekiyorum. Tüccarlarımız cep telefonu kılıfı peşine düşeceklerine biraz şöyle işlere odaklansalar keşke.

Burada paylaştığım şeylerin hepsinin kullanılması ve uygulanmasında mesuliyet size aittir. Ben doktor değilim, sadece yaşadıklarım ve kullandıklarımdan yola çıkarak bazı paylaşımlar yaptım. Fayda görürseniz paylaşın, zarar görürseniz uzaklaşın. Doktorunuza sormadan adım atmayın. Genellikle bize nasihat edilen şeylere kulak asmıyoruz, bu huyunuzu değiştirin ;)

Herkese ve sevdiklerine nice sağlıklı yıllar diliyorum.

Kaynağından alıcısına bilgi ulaştıran kişi. Faydalı ve güncel, içerik üreticisi.

Kaynağından alıcısına bilgi ulaştıran kişi. Faydalı ve güncel, içerik üreticisi.